Malpera Fermî ya Şehîdan

PKK İnternet Sitesi

PAJK İnternet Sitesi

Gerilla TV

YJASTAR Sitesi

 

tiranlikTiran kavramını sözlükler: “Eski Yunan'da siyasal gücü zorla ele geçiren, onu kötüye kullanan kimse” ve de “acımasız, gaddar, despot” kişi olarak tanımlıyor.

Tiran kavramı böyle, “Peki Tiranlık nasıl oluşmuş ya da Tiran nasıl olunuyor?” diye sorup cevabını bularak bugüne uyarlamamız doğru olmaz mı?

Tiranlığın zor ile ilişkisi olduğu tanımın kendisi bize söylüyor. Zor kavramı ise şiddetle bağlantılıdır. Şiddetin ise birilerini sindirmeyle, ezmeyle, iradesini kırmayla, düşürmeyle, onursuzlaştırmayla ilgili ve ilişkili olduğu açıktır.

Peki, insanlar niçin birilerine karşı şiddet uygular? Doğru ya, bu şiddetin bir amacı olmalıdır. Tarihi irdelediğimizde biliyoruz ki şiddetin uygulandığı herhangi bir yerde hedef çoğunlukla iradesini kırmak istediklerinin mal ya da mülklerini ele geçirme gayesi vardır. Yani şiddet talan için, gasp için, emeğini çalmak için kullanılmış.

Peki, bu tarz bir şiddet nereye götürmüş insanlığı ya da insanları? Kirlenmeye diyelim. Çünkü işin içinde hırsızlık var. Kırma var. Yıkma var. Çalma var. Öldürme var. Böyle insan vicdanını kirleten ne kadar şey varsa hepsi de var.

Ancak biz tarihi irdelediğimizde biliyoruz ki bu şiddet bunun bir adım ötesine taşırıldığında, yani örgütlü bir şekilde uygulanmaya konulduğunda ortaya çıkan gaspı örgütlü bir halde sağlayamaya başlamış bir devlet oluşmuştur. Ve tabii bu şiddetin ve talanın doğası gereği kendisini bu halde örgütlemiş olan devlet ise bu vurup kırmayı, çalıp çırpmayı daha sistemli hale getirebilmesi için bu kez şiddetin en yüksek ve örgütlü çarpma aracı olan orduları oluşturmuşlardır.

Bir kere toplumu en fazla soyan aracı olan devleti oluşturup onu sağlama aldıklarında ortaya çıkan artık sadece bir şiddet değildir. Artık var olan toplu ve düzenli olan gasplardır. Talanlardır. İşgallerdir. Yani savaşlardır. Ve bu savaşları ise biz biliyoruz ki hem içe dönük hem de dışa dönük olarak hızla yürütmeye yani devreye koymuşlardır. Hem içe hem de dışa dönük gaspı yani savaşı devreye koymayan bir iktidar yapısı gereği ayakta kalabilmesi mümkün değildir. Olmadığını zaten bize tarih göstermiştir. Bu ise doğası gereği savaştır. Topluma karşı savaş, halklara karşı savaş, komşulara karşı savaş. Hem de sürekli savaşlar.

Toplumun üzerine bu düzeyde giden bir yapı peki kendisini nasıl ayakta tutacaktır? Kendini hangi yöntemlerle yaşatacaktır? Çalıp çırptığı toplum nezdinde kendini nasıl kabul ettirecektir?

Bu soruların cevaplarını bizler herhalde tarihe bakıp daha iyi verebiliriz. Tarih sayfalarını açtığımızda göreceğiz ki bu duruma gelen iktidar güçleri, bu yaptıklarını kamufle edebilmek için önce meşru kılma çabasına girişmişlerdir. Bunu ise hukukla yapmışlardır. Hukuku, hukuku ortaya çıkaranlar: “Toplumu düzenleyen ve devletin yaptırım gücünü belirleyen yasaların bütünü” diye allayıp pullayıp bize sunmaya çalışsalar da, “devletin yaptırım gücü” yani toplumu soymanın en örgütlü gücü olan devletin yaptırım gücü olduğunu gizleyemiyorlar.

Bunun için: “Bir toplumda hukukun çok gelişmesi ahlaki yoksunluğu ifade etmesi kadar, o toplumda çok gelişkin bir sınıf çatışmasının dolayısıyla sömürü ve baskının mevcudiyetini gösterir.” Ya da: “Hukuku diğer bir yönüyle iktidar ve sömürü tekellerinin ahlakı olarak yargılamak da mümkündür” demek gerekir.

Daha da ileriye taşırsak: “Geleneksel ahlak, daha çok toplum adına ne kalmışsa o alanda seyrederken; hukuk, toplumun alanını giderek daraltan, devlet iktidarının kurallı eylem alanı haline dönüştürülmektedir. Kapitalist modernite de ahlakı mumla ararken neredeyse tüm yaşam alanlarının, havanın, suyun bile hukuk konusu haline getirilmesi, hukuk kavramını daha somut hale getirmekte ve anlaşılır kılmaktadır. Hukukun sosyal bilimde giderek üst sınırlara tırmandırılması özde hak adına haksızlıkların, toplumsal gerçeklik adına yalanın, kurallı yaşam adına yaşamın zincirlenmesinin örtbas edilmesi ihtiyacından kaynaklanmaktadır.”

Ve tabi: “Kapitalist modernite bütün meşruiyetini hukuka dayandırmaya çalıştı. Topluma aşırı müdahalesi ve onu sömürmesi hukuk denilen adaleti biçimselleştiren, karmaşık araca başvurmasına yol açtı. Hukuk çokça söylendiği gibi birey ve toplum haklarını ve görevlerini düzenleyen yasalar bütünlüğü olmaktan çok, kapitalizmin tarih boyunca yol açtığı büyük haksızlıkları biçimsel adalet anlayışıyla meşrulaştırmaya dayalı aşırı sayıda yasalarla yönetme sanatıdır…

Ahlaki ve politik kurallarla yönetmek yerine yasalarla yönetmek daha çok kapitalist moderniteye özgüdür. Ahlâkı ve politikayı inkâr eden burjuvazi kendisine muazzam güç sağlayan hukuk erkine başvurur. Burjuvazinin elinde hukuk büyük bir silahtır. Kendisini hem eski ahlaki ve politik düzene, hem de alttaki emekçilere karşı hukukla savunur. Ulus-devlet gücünü büyük oranda tek taraflı düzenlenmiş hukuk erkinden alır. Hukuk ulus-devlet tanrısının bir nevi ayetleridir. Toplumunu bu ayetlerle yönetmeyi tercih eder.”

Bu yukarıda dile gelenlerden yola çıkarsak, son zamanlarının Türkiye’sinde parlamento da canhıraş bir şekilde geçirilmeye çalışılan ve adına Güvenlik Paketi denilen bu hukuk paketini nasıl tanımlayacağız? Güvenlik Paketi diye tabir edilen bu paketin içerisinde Polise ve birçok böyle kuruma olağan üstü vurma yetkisi veren bu Paketi neye yorumlayacağız? Yani öldürmeyi meşru bir zemine yani hukuka oturtan bu Paketi nasıl ele alacağız?

“Hukuk ulus-devlet tanrısının bir nevi ayetleridir. Toplumunu bu ayetlerle yönetmeyi tercih eder.” Ayetlerin tartışılmaz olduğu herhalde açıktır. Ayetlere karşı söz söylemenin ne kadar tehlikeli hale geldiği görülüyor mu?

“Siyasal gücü zorla ele geçiren, onu kötüye kullanan kimse, acımasız, gaddar, despot” diye tabir edilen Tiran’a artık karşı çıkmak mümkün mü? Hele bu Tiran diye tabir ettiğimiz zorbacı ya da zorbacılar birde hukuk zırhıyla kendilerini korumaya almayı başarırlarsa?

O zaman tarihte gördüklerimiz Tiranlarla bu dönemin Tiranlarının asla ama asla kıyaslanamayacaklarını hepimiz çok mu ama çok kötü bir şekilde yaşayarak görmüş olmayacak mıyız? 

KASIM ENGİN