Malpera Fermî ya Şehîdan

PKK İnternet Sitesi

PAJK İnternet Sitesi

Gerilla TV

YJASTAR Sitesi

 

serhildan newrozDAİŞ denilen faşizan yapı özü itibariyle insanlığın kusmukluğudur. İnsanlığın tarihten bugüne ne kadar geri, hayvansı, vahşi, anti sosyal yönleri varsa bunların tümünün neredeyse toplamı gibi bir uygulamaya bugün bu kusmukluk imza atıyor.

DAİŞ’i izlerken insanlık tarihine barbarlıklarıyla damga vurmuş birçok güç akla gelebiliyor. Bugün, Moğolların Ortadoğu’da halklara yaşattıklarının dozajını DAİŞ’e bakarak daha iyi anlıyoruz. Yine tarihte insanların kelleleriyle kale yaptıklarıyla öğünen vahşetleriyle nam salmış, gerici Asur imparatorlarını da iyi anlıyoruz. Ve tabii Kerbela’da Hz. Hüseyin’in kellesini kestikten sonra getirip Şam’da kellesiyle top oynayanları da daha iyi anlamaya başlıyoruz. Ve tabii birde Kürdistan Tarihi'nde 1800’lerin ortalarında Garzan’da Kürt halkına Osmanlıların Hafız ve Reşit Paşa komutasında yaşattıklarını da başka bir gözle bakmayı öğreniyoruz. Ve birde 1920’lerden sonra adım adım Kürt halkına karşı pratikleşmesine geçilen, en faşizan, en köhnemiş, en zalimane uygulamalarını biz özelde Zilan ve Dersim’de görüyoruz. Hamile anaların karınlarındaki çocukların erkek mi kadın mı olduğuna dönük bahisse giren ve bahislerinin ne kadar doğru ne kadar yanlış olduğunu öğrenmek için de, Kürt ananın karnını canlı canlı deşerek embriyon halindeki çocuğu çağırtarak cinsiyetine bakan zihniyeti de çok mu ama çok daha iyi anlayama başlıyoruz. Ve tabii Dersim’de insanları mağaralara doldurarak, önlerini betonladıktan sonra ise zehirli gazlarla katleden, ardından ise utanmadan; “fare gibi zehirledik” diyen bu faşizan üstü zihniyet ve ruh hastalığını da DAİŞ şahsında daha iyi görüyor ve daha iyi anlamlandırıyoruz.

Peki, bu kadar faşizanlığa karşı nasıl durulacaktır?

Birçok ülke ve devlet DAİŞ’e karşı savaş ilan ettiğini açıklıyor. Ama unutuyorlar ki; “yanlış hayat doğru yaşanmaz.” DAİŞ’in zihniyetiyle DAİŞ alt edilemez. DAİŞ’in yöntemlerini uygulayarak DAİŞ çökertilemez.

DAİŞ tamamen faşizan bir yapı. Tekçi bir yapı. Hoşgörüden uzak bir yapı. Renksiz bir yapı. Demokratik kültürden uzak bir yapı. Kadın düşmanı bir yapı. Fikir düşmanı bir yapı. Halklara düşman bir yapı. Kültürlere ve kültürlerin çokluğuna karşı bir yapı. Ve de belirttiğimiz gibi ulus devletin birçok halka, ulusa ve insana bulaştırdığı militarist ve insanlık karşıtı bir yapı.

Böyle bir yapıya karşı aynı düşünceyi –farklı bir biçimlerde olsa da-savunanlar duramaz. Alt mı hiç edemez. Tekçi bir yapı nasıl bu yapıyı alt edecek? Ulus devletçi bir yapı bunları nasıl devirecek? Kültürlere karşı hoşgörüsüz olanlar nasıl bu yapıya karşı mücadele edecek? Hoşgörüsüz olanlar bunları nasıl etkisizleştirecek? Ve tabii militarist olanlar bunları nasıl temizleyeceklerdir?

Bunların hiç birisini yapamayacaklardır, çünkü kendileri de Bahçeli’nin deyimiyle: “tıpkısının aynısıdırlar.” Tıpkısının aynıları bunlarla boy ölçüşemezler, çünkü bu faşizan yapı bu konularda insanlığın hafızasını en uç noktada zorluyor ve zorlamaktadır.

O zaman yapılması gerekli olan nedir? Yapılması gerekli olan bu DAİŞ denilen yapının karşı kutbunda yer alan bir zihniyetle meydana çıkararak önce zihniyette yani düşüncede ve ideolojide alt etmek gerekiyor. DAİŞ denilen faşizan cephesinin karşı kutbunda yer alan form Demokratik Ulus modelidir. Demokratik Ulus modeli: “Demokratik ulusçuluk anlayışı, kendisini etnik temele dayandıran ulus-devlet anlayışına bir darbedir. Etnik kökene dayanan ulus-devlet paradigmasına karşı olan yeni bir paradigmadır. Etnik temele dayanmadan ulusun yeniden tanımlanmasıdır.” Başkan Apo’nun deyimiyle: “Sınıf, cins, etnik ve kültürel tahakküme dayalı ulus gerçekliği yerine, halkların komünal demokratik değerlerini tanıyan, cins özgürlüğüne açılmış etnik-ulusal baskıyı aşmış, kültürel dayanışmayı esas almış,” bir modeldir.

“Demokratik ulus demek, ulusun hemen hemen her ferdinin örgütleşmesi demektir. Devletin kendisi yerine örgütlendiği ve politika yaptığı bir gerçeklikten, ulusun her farklılığının kendi çıkarına göre örgütlendiği ve politika yaptığı bir durum yaşanır. Demokratik ulusun temeli, öz yönetimine kavuşmuş halk gruplaşmalarıdır. Köy, mahalle, kasaba, kent yerleşimlerine dayalı komünal demokratik örgütlülükler geliştirilir. Komün ve meclisler bunların başında gelir. Politikanın yerelden üretilmesi kadar, kendi yerleşim yerleri hakkındaki tüm kararların alınması ve uygulanması yapılır. Merkezi devlet yönetiminden beklemeden kendi işini yapmanın organlarıdır. Yine sınıf, cinsiyet, mezhep ayrımlarını gözetmeksizin, özgür ve eşit yurttaşların bir araya gelişine ve öz yönetimini sağlama ilkesine dayandıkları için toplumsal statüleri, eşitsizlikleri ve özgürlüksüzlükleri azaltma organı olarak işlev görürler. Demokrasi sağlandıkça eşitlik ve özgürlük de artar. Toplum içinde demokratik ulus anlayışına denk hoşgörü, dayanışma ve sadakat, yerleşim yerine bağlılık, ekolojik bilince dayalı yaşam, toplumsal barış hep bu komünal örgütlülüklerden yayılır.

Demokratik ulusun en önemli bir bileşeni de, özgür-eşit yurttaş bilincine ulaşmış bireydir. Komünal demokratik örgütlülükler, özgür yurttaşa dayalı gelişir. Çünkü buradaki birey, demokratik ulusun en küçük yapı taşı olan özgür-eşit yurttaştır. Görüldüğü gibi en altta eşit-özgür yurttaştan en üstte demokratik ulus formuna kadar olan toplumsallaşmanın ideolojisi milliyetçilik olmaktan çıkmaktadır. Demokratik komünal bilinç ve ona dayalı örgütlülük gelişmektedir. Toplumsal statüler, -cins, etnik, ulusal yapı, mezhep, yaş- arasındaki tahakküm reddedilmekte, eşit ve özgür bir denge öngörülmektedir. Aynı zamanda toplumsal statülerin tahakkümünün aşılması üzerinden toplumsal ekoloji sağlandıkça, toplum ve doğanın ekolojik dengesi de sağlanmaya çalışılmaktadır. Bu toplumsal barış demektir.

Demokratik ulusun dışarıda çatışacağı hiçbir güç yoktur. İç barışını sağladığı için, dışarıya daha güvenli yaklaşır. Ulusal tahakkümcülüğü aştığı için de, başkalarının değerlerine gasp edici yaklaşmayı düşünmez. Aynı zamanda ulus-devlet formunu da aştığı için devlet sınırlarını mutlaklaştırarak yaklaşmaz. Devlet için, sınırlar için bir kavgası kalmamıştır. Kültürel coğrafyaya dayalı vatanı önemser; toplumsal yaşamın temel zemini olarak görür. İşgal durumunda mücadele eder. Fakat ulusal pazar için vereceği bir kavgası yoktur. Çünkü tüm ulusların demokratik ortaklaşmasından yanadır.

Başkan Apo’nun: ‘‘Ne ulus nihilizmi –inkârcılığı- ne ulus fanatizmi; bilakis farklı ulus değerlerinin sentezciliği, günümüz ulusçuluk (milliyetçilik) karmaşasından kurtulmanın en iyi ve en doğru yolu olabilir’’ dediği sistem işte Demokratik Ulus modelidir.  Demokratik ulus anlayışını, küresel dünya yurttaşlığı, demokratik ulus üstü birliktelik, ulus içi özyönetim olarak özetleyebiliriz.”

Özcesi; DAİŞ’e karşı mücadele bizatihi DAİŞ’i ve benzerlerini yaratan ulus devlet modeli ile ya da kapitalist modernite zihniyetiyle olamaz. DAİŞ’e karşı mücadele ancak ve ancak DAİŞ’in panzehri olan Demokratik Ulus modeliyle mümkündür. Bu modeli ne kadar geliştirirsek Ortadoğu’da DAİŞ’in zeminini o kadar çok daha kurutmuş olacağız. 

KASIM ENGİN